AK Parti’de bugüne kadar birçok teşkilat başkanı gelip geçti. Her birinin kendine göre öne çıkan bir özelliği oldu.
Ahmet Büyükgümüş’ü hepsinden ayrı tutan özellik ise göreve gelir gelmez kırıp dökmeden, acele etmeden, önce sahayı okuyarak hareket etmesi oldu. Sessiz ama etkili rotasyonlarla teşkilatın nabzını tutmayı tercih etti.
AK Parti’nin genel seçimlere ve ardından girilecek yerel seçimlere dönük stratejik hamlelerinin önemli bir kısmı bugün, siyasetin hem teorik yönünü hem de saha pratiğini bilen Ahmet Büyükgümüş’ün sorumluluğunda yürütülüyor. Büyükgümüş’ü farklı kılan nokta tam da burada ortaya çıkıyor. Mahalle başkanını da genel başkan yardımcısını da bu davanın asli unsuru olarak gören bir bakış açısına sahip. Hiyerarşiyi yok saymadan, teşkilatın her kademesini eşit derecede ciddiye alan bu yaklaşımın sahada karşılık bulacağı açık.
Kongre süreci olmamasına rağmen ihtiyaç gördüğü yerlerde müdahale etmekten çekinmemesi de bu anlayışın bir sonucu. Hatır gönül ilişkilerine kapılmadan, şehirde kim ne der hesabı yapmadan, tamamen parti merkezli bir refleksle hareket etmesi onun bu görev için neden doğru isim olduğunu gösteriyor. Teşkilatta yenilenmenin devam edeceğine dair kulis bilgileri de bu tabloyu destekliyor.
Bu noktada şu gerçek göz ardı edilemez. Görevin sorumluluğunu taşımayan il ve ilçe başkanlarının bu süreçte şansı yok. Çünkü referansı kim olursa olsun, partide esas referans Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın teşkilatı emanet ettiği iradedir. Bu iradenin dışında kalan kişisel ilişkilerin belirleyici olması mümkün değildir. Ahmet Büyükgümüş, kişisel ihtiraslardan uzak durabilecek olgunlukta bir isim.
Buraya kadar tablo net.
Ancak aynı netliği AK Parti İzmir İl Başkanlığı’nın geçtiğimiz günlerde dört ilçe başkanıyla ilgili yürüttüğü süreç için söylemek zor. İlçe başkanlarının görevden alınıp alınmadığına dair belirsizlik uzun süre giderilemedi ve bu durum, ilçe başkanlarının kendi ilçelerinde yıpranmasına neden oldu. Oysa yapılması gereken basitti. Revizyon süreci en başta açık ve net bir şekilde ifade edilseydi, yaşanan imaj kaybı önlenebilirdi.
Önce basına görevden alma haberleri düştü, saatler sonra ise yönetim revizyonu açıklaması yapıldı. Bu zaman kaybı, süreci daha da içinden çıkılmaz hale getirdi. O geç açıklama süresinde ilçelerden onlarca telefon aldım. Kimini ben aradım. Herkes “şu sebepten alındılar”, “bu yüzden görevden alındılar” diyerek farklı farklı iddialar, farklı senaryolar anlattı. Ortaya çıkan tablo şunu gösteriyor: AK Parti İzmir teşkilatı, bu süreci yönetememiş ve ortaya çıkan karmaşayı kendi eliyle büyütmüştür. Böylesi durumlarda asıl tehlike de tam olarak burada başlar. Süreçler net ve zamanında yönetilmediğinde, görevden alınması gereken ilçe başkanları kendilerine bir abi ya da abla bulma yoluna gider. Olumsuz raporlara rağmen bu ilişkiler üzerinden referans üretildiğinde ise mesele artık teşkilat disiplini olmaktan çıkar.