Yusuf Sevinç

Yusuf Sevinç


Metal yorgunlar değil freni patlamış kamyonlar!

01 Ekim 2017 - 14:03

Sadece metal yorgunluğu değil…

Bazılarında motor gitmiş, şanzıman dağılmış, şase kaymış, arkadan, soldan, sağdan vurulmuş, kilometre yükselmiş, tekeri patlak, camları dağılmış.

            

Bildiğiniz perte çıkmış araç misali…

Tek işleri iş takibi…

Parti adını kullanıp kendini bir halt sanma… 

Kamu kurum kuruluşlarına çökme… 

Partiyi yazlık niyetine kullanma…

Vs vs.

Bir de şöyle bir söylenti ülke genelinde almış başını gidiyor. 

"Adam bulamıyoruz.''

Adam mı arıyorsunuz? Yoksa adamınızı mı arıyorsunuz. 

Bakın sevgili dostlar. 

Parti kurulduğundan bu yana partinin mensubuyum. 

Bu adamcılık olaylarını oldum olası sevmedim. 

Kaldı ki Cumhurbaşkanımızda bu konuyla ilgili defaatle açıklamalarda bulundu.

Bu partide şu bakanın, şu vekilin adamı diye bir kavrama müsade etmeyeceğini söyledi. 

Hal böyleyken kimse sahte kahramanlığa veya siyaseti dizayn ederim ayaklarına soyunmasın. 

Biz gazeteciler için; kimin gittiğinin, kimin kaldığının bir önemi yok.

Yeter ki kalacak olan adam gibi kalsın, gidecek olan adam gibi gitsin, gelecek olan da adam gibi gelsin. 

Şahsi kuruntularının esiri olmasın, memleketine katkı koysun, siyasete kalite getirsin. 

Bu partiyi ayakta tutan dava kardeşliğidir. 

Benim dava arkadaşım, benim kardeşim bu görevi benden daha iyi yapabilir şuurunun tekrar kazanılması lazım. 

Yok bu benim önüme geçerse bu olur. Yok benim adamım olmazsa bu olur diyen varsa… 

Öncelikle Cumhurbaşkanının sözlerini çiğnemiş olur.

Sonra adamlığını sakız niyetine çiğnemiş olur.

Ve sonucunda ne kardeşlik hukukunu ne parti sadakatini ne kişilik ve haysiyetini bırakmış olur.

Herkesin bi inceden silkelenmesi lazım.

Ben ne yapıyorum ne ediyorum diye.

Doğru yolda mıyım?

Yoksa freni patlamış kamyon misali trafiğe mi dalmışım.

Siyasetin caddeleri her zaman kişiyi kurtarmaya yetmeyebiliyor.

Ve siyasette her zaman Manisa İzmir yolundaki kaçış rampası bulunmaz.

Maazallah bazen freni patlatırsınız, kendinizi tutacak tek bir insan bulamayabilirsiniz.

İşte bu nedenle siyaset yaparken; kişisel ihtirasları, kin ve nefreti, maddi iştahı, saldırgan tavrı, bireysel hareketi, çözümsüzlük üretmeyi bir kenara koymalı.

Edirne’den Kars’a, Mersin’den Sinop’a ülke için, millet için değer üretmeye bakmalı.

Ha bir de unutmadan…

Siyasetin en kötü yanlarından biri de dedikoducu, fitneci, ara bozucu, yönetimlere girmek için pusuya yatmayı bekleyen sahtekarlar ve kendini aklamak için parti teşkilatlarında yer almak isteyenlerin de sahnede oluşudur.

İşte bu nedenle ister il başkanları olsun, ister ilçe başkanları yönetimlerini oluştururken sadece adli sicil kaydı ile değil, e-devlet şifresiyle de haklarında detaylı bilgiye sahip olmalıdırlar.

Ayrıca il ve ilçe başkanlarının şu an görevdeyken kendilerine en yakın olan isimlerin arkalarından ne iş çevirdiklerini de görmelerinde fayda vardır.

Siyasi hayat elbette dikiz aynasına hep bakarak yaşanmaz ancak, trafiğin kuralıdır dikiz aynasını arada bir kontrol etmek zorunda kalır insan.

Şu an siyasette aktif görevde olup il ve ilçe başkanlarının altını oyan, haklarında en pervasız dedikoduları yayan, ileri geri konuşanlar da vardır.

Öyle ki o il ve ilçe başkanlarına o kadar yakınlar ki, o kadar yalakalıkta yapıyorlar ki ( hatta yaverlik) bu kadarına anca pembe dizilerde rastlanır.

Bakın siyasetin kuralıdır. Bir insan görevdeyken altını deşmek siyasi ahlaka, etiğe uygun değildir.

Tabi bununla beraber altına tek bir söz geçiremeyen yöneticilerin görevde kalması da utanç vericidir.

Devam edecek…

YORUMLAR

  • 0 Yorum