Merhabalar,

Türkiye gibi jeopolitik konumu olan ülkelerin siyasi ve ekonomik gündemleri herzaman yoğun olur ve bu yoğunlukta tabi ki gazeteciler için bol malzeme,bol yazı demektir. Son yıllarda gerek görsel gerek yazılı medyada birbirine çok benzeyen analizleri, açık oturumları ve köşe yazılarını takip ettiğimizin sanırım farkındasınızdır. Bu nedenle ben hem siyaset,hem akademik ve reel sektör tecrübelerime dayanarak naçizane birkaç kelam etmek isterim.

Çok küçük yaşlardan beri Türkiye siyasetinin içinde olan biri olarak şunu herkesin kabul etmesi gerekiyor ki Recep Tayyip Erdoğan bir siyasi deha. Özellikle toplumun tepkilerini anlık gözlemleyen, anketlerle ve sokaktan/teşkilattan aldığı duyumları bir potada eriterek sonuca ulaşan yapısı bunun en büyük etkeni. Son yıllarda bu özelliğinin bir nebze sekteye uğratıldığı idda edilse de ben bu görüşe katılmıyorum. Türkiye’nin her sosyo kültürel yapıdaki insanının sinir uçlarını, reflekslerini ve neye nasıl tepki vereceğini çok iyi bilen bir siyaset adamı ve lider. Bundan dolayıdır ki her daim muhalefetin 3 adım önünde yol almakta, ana muhalefet olayları idrak edip, istişare edene kadar Sayın Erdoğan çoktan yol haritasını belirlemiş oluyor. Bunun son örneği 24 Haziran 2018 erken seçim açıklamasında gördük. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli haftalık grup toplantısında “Türkiye’nin güvenliği için seçimleri 26 Ağustos 2018’e alalım” dediğinde herkes Kasım da olur seçim diye düşünmüştü.Ancak gerek ekonominin gerekse siyasi gündemin bir an önce asıl gündemine dönebilmesi için seçimlerin biran önce yapılması gerektiğini gören Sayın Erdoğan “66 gün sonra seçime gidiyoruz “dedi.

Peki 16 yıllık iktidar boyunca 7 Haziran seçimlerini saymazsak her seçimden ezici üstünlükle çıkan AK Parti’nin/Erdoğan’ın sırrı nedir? Öncelikle ekonomideki başarı hikayesi sonrasında ise samimiyet ve herkesin kendini ait hissettiği, kendinden gördüğü sıcak lider imajı. 

15 Temmuz ve öncesindeki hükümete yönelik darbe girişimleri (7 Şubat MİT krizi- 27 Nisan E-muhtırası,vs..) Türkiye ekonomisinde yapılması gereken reformlar açısından çok ciddi zaman ve enerji kaybettirdi. Özellikle finans piyasalarının derinleşmesi, türev araçların çeşitlendirilmesi amacıyla atılması gereken adımları, tasarrufa yönelik çalışmalar açısından. Ancak herşeye rağmen gerek bankacılık sektörünün sağlam temellere oturtulmuş olması, gerek uluslararası ekonomiyle senkronize atılan adımlar, genç nüfus, tüketim ve girişimcilik iştahı, sanayi alt yapısı ve tecrübe birikimi gibi nedenlerle Türkiye eonomisi birçok badireden olabilecek en az hasarla çıktı.

Başta ABD ekonomisini etkileyen FED faiz ve bilanço daraltma kararları (fazi son 3 yıl arttıramamalarına rağmen sözlü yönlendirmelerle piyasaları etkiledi) Avrupa Merkez Bankası’nın parasal genişlemeye dönük kararlarının etkisinin sınırlı olması, ticaret savşlarının başlamış olması (ABD-ÇİN arasında gibi görünse de Kuzey-Güney yarımküre topyekün) Suriye’de ki iç savaş ve DAEŞ ile mücadeleden kaynaklı göç dalgalarını hesaba katarsak KÜRESEL RESESYON riski dört nala geliyor.

Ulusararası yatırımcıların Türkiye’yi cazip bulmasının temel nedeni de tam olarak bu coğrafik konumundan kaynaklı köprü vazifesi görmesi. Bir ülke düşünün ki Batı medeniyetinin atalarına ev sahipliği yaparken Doğu’nun ihtişamlı dönemlerinin beşiği olmuş her anlamda mozaik kültürü, zengin geçmişiyle her köşesinden bir başka zenginlik, bir başka keşifle eşsiz…

Türkiye’nin kapılarını tamamen yatırımcılara açması ileri teknolojiyi geliştirecek olan insan kaynağını beyin göçü ile başka ülkelere kaptırmayacak imkanlar sağlaması,Z kuşağı dediğimiz yetişen nesile göre eğitim sistemini dizayn etmesi, bilimsel çalışmalar için her türlü imkanı sağlaması Ortadoğu’nun Almanya’sı olmasını ve Dünya ekonomisinde ilk 10 da yer almasını sağlayacaktır.

Benim tavsiyem seçimlerden sonra ivedilikle liyakata göre görevlendirmelerin yapılması, uluslararası yatırımcılar için bürokrasimizin çok daha kolaylaştırılması, ekonomimiizn bel kemiği olan sanayi üretiminde artık 4.0 değil bio-nano üretim bantlarını oluşturacak çalışmalara odaklanmalıyız.

Yurt dışında okuyup kendi ülkesine dönmüş ve tersine beyin göçüne örnek olabilecek bir Türk vatandaşı olarak şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki GEL NEOLURSAN GEL diyen MEVLANA düsturunda olan bu topraklar üretmek,kazanmak,kazandırmak isteyen herkesi bağrına basacaktır.

Son olarak 24 Haziran 2018 seçimleri için AK Parti Aday Adaylık başvurumuzu Genel Merkezi’mize yaptık. Aday adaylığı safımızı belli etmek, Türkiye düşmanlarına karşı duran Cumhurbaşkanımız ve inşallah Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk BAŞKAN’ı olacak olan Recep Tayyip Erdoğan’ın yanında olduğumuzu ilan etmek içindir.

Şeyh Edebali’nin sözüyle yazımı sonlandırmak istiyorum “Geçmişini bilmeyen, geleceğini de bilemez. Geçmişini iyi bil ki, geleceğe sağlam basasın. Nereden geldiğini unutma ki, nereye gideceğini unutmayasın…” 

Saygı ve sevgiyle…

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.