Ülkemizde yeni anayasaya olan ihtiyacın varlığı hususunda tam bir  mutabakat  olduğunu  iddia etmek abartılı olmayacaktır. Kanımca  bir adım daha ileri gidilerek, yeni anayasa ile birlikte yeni bir yönetim tarzına ve anlayışına  da ihtiyaç  olduğunu iddia etmek yine abartılı olmayacaktır. 1982 Anayasasında  sonrasında yapılan değişikliklere rağmen aslında sadece  adı parlamenter sistem olan ancak dünyada eşi benzeri olmayan, bir çok maddesinde vesayet tohumlarının ekili olduğu, zaman zaman maddelerinin içersine gizlice ekilmiş bu vesayet tohumlarının milli iradenin etkin olmaya başladığı durumlarda birilerince yeşertildiği bir sistem öngörülmüştür. Ancak 1982 Anayasasında düzenleme altına alınan sistemi parlamenter sistem olarak kabul etmek ve bu sistemi savunmak Anayasa Hukukunun en temel konularından biri olan Hükümet Sistemleri tanımlarını görmezden gelen bir tutum ve davranış olacaktır. 1980 darbesi sonrası darbecilerin talimatıyla hazırlanan bir anayasanın öngördüğü sistemde  kapatma davalarının, 28 Şubat müdahalesinin, 27 Nisan bildirisinin, gezi olaylarının, adliye ve kolluk makamlarınca  gerçekleştirilen darbe girişimlerinin  ve en son 15 Temmuz hain terör örgütü FETÖ' nün  alçak darbe girişimlerinin yaşandığı dikkate alındığında bu sistemin demokrasi,istikrar, huzur getirmeyeceği de aslında açıkça anlaşılmıştır.

En basit şekilde anayasayı, devletim temel görevlerini ifa edecek olan erkleri  ve organlarını tanımlayan, görevlerinin ve iş bölümlerinin sınırlarını belirleyen, bireylerin temel hak ve özgürlüklerini  teminat altına alan ve bu temel hak ve özgürlüklerin hangi hallerde istisnai olarak sınırlanacağını yine düzenleme altına alan, vatandaşın devletle, devletin vatandaşla, vatandaşın vatandaşla olan ilişkilerini düzenleyen ve normlar hiyerarşisinde usulüne uygun yürürlüğe girmiş uluslar arası anlaşmalardan sonra yer alan bir metin olarak tanımlayabiliriz.  Bir ülke anayasasını incelediğiniz zaman o ülkenin kurumları, o ülke vatandaşlarının sahip olduğu temel hak ve özgürlükleri hakkında  bilgi sahibi olur ve bu bilgiyle bazı kanaatlere ulaşabilirsiniz. Bu anlamda anayasa özellikle siyasiler, toplum bilimciler ve hukukçular için aslında ülkelerin tanıtım metnidir diyebiliriz. Diniyle, kültürüyle, tarihiyle, ahlaki değerleriyle, örf ve adetleriyle örnek olmuş bu güzel milletinde iyi bir anayasaya ihtiyacı vardır. Ancak belirtildiği üzere sadece yeni bir anayasaya değil, anayasa ile birlikte bugüne kadar yaşadıklarımızdan da ders almak suretiyle saygı, , hoşgörü temeline dayalı bir istikrarlı bir  yönetim sistemine de ihtiyacı vardır. Ülkemizin ve milletimizin yeni anayasa ve yeni yönetime olan ihtiyacının pek çok sebebi bulunmaktadır. Ancak bu sebeplerin özellikle altısı bu ihtiyacı açıkça ve çok net bir şekilde ortaya çıkarmaktadır.

  1. Gelişen ve büyüyen Türkiye’ de mevcut anayasa  ve parlamenter sistemin ülkenin ve milletin ihtiyaçlarına yanıt verememesi,
  2. Parlamenter sistemde partiler arası çekişmeler ile parti içi çekişmelerin hükümetlere yansıması, koalisyon hükümetleri dönemlerinde partiler arası yaşanan çekişmelerden dolayı ortaya çıkan ekonomik, güvenlik, terör, asayiş sıkıntılarının bahane edilmesi suretiyle yapılan darbeler ve demokrasi dışı müdahaleler ile ülkemizin onlarca yıl geriye gitmesi durumlarının tekrarlanmasından  duyulan endişelerin özellikle gelecek yönetimler açısından halen giderilememiş olması,
  3. Milletimizin ve ülkemizin tam demokrasi standartlarına ulaşması için zorunlu hale gelmesi,
  4. Ülkenin genç, dinamik yapısı ile kültürel yapısına uygun bir anayasaya ve yeni bir hükümet sistemine duyulan ihtiyacın toplumun tüm kesimlerince yüksek sesle artık dile getirilmesi,
  5. Bir çok gelişmiş ülkede olduğu gibi partilere, hükümetlere bağlı olmayan, bunlara göre değişiklik göstermeyecek devlet siyasetinin ve stratejik hedeflerinin, vizyonlarının artık ülkemizde de oluşmaya başlaması ile birlikte bu stratejik hedeflere ancak demokratik güçlü ve istikrarlı hükümet sistemi ile ulaşılacağına dair oluşan toplumsal mutabakat,
  6. Yasama, yürütme ve yargı erklerinin hızlı ve sağlıklı karar almalarını dolayısıyla istikrarı sağlayacak yeni bir yönetim ve anayasa ihtiyacının artık ertelenemeyecek olması.

Halen yürürlükte bulunan 1982 Anayasası incelendiğinde 12 EYLÜL 1980 darbesinin izlerinin o kadar değişikliğe rağmen silinemediğini, erkler ayrılığının, uyum ve iş birliğinin sağlanamadığı gibi  hatta bilakis birbiriyle rekabet eden, çekişen protokol makamlarının oluşturulduğunu rahatlıkla görebiliriz.

Yeni anayasa  ve yeni hükümet sistemi çalışmalarının  devam ettiği bugünlerde siyasi partilere düşen temel görev; Oy kaygısından, şahsi düşünce ve kanaatlerden uzaklaşmak suretiyle objektif olarak bu güzel milletin ve ülkenin tam demokrasi standartlarına ulaşmasını, ilk  on gelişmiş ülke arasına girmesini sağlayacak  yeni bir hükümet sistemini düzenleyen anayasa metnini hazırlanmasında tam bir özveri ile çalışmaktır. Gün basit hesap günü değil, çalışma günüdür.   Partiler ve kişiler geçicidir.  Ülkemize ve milletimize en uygun sistemin hangisinin olacağı ön yargısız düşünülmesi, araştırılması ve  tartışılması gerekmektedir. Artık bu ülkenin eğitim, sağlık, güvenlik, hukuk gibi önemli politikaları ve uygulamaları siyasi partilere göre değişmemelidir. Hangi siyasi parti gelirse gelsin  ülkenin ve milletin stratejik hedeflerine göre belirlenen bu politikaların gerçekleştirilmesine yönelik olarak çalışılmalıdır. 

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.